Ana səhifə BAŞ YAZI El yüreği tutunca…

El yüreği tutunca…

Müəllif: Bizim Yazı
130 baxış

…yürek mutlaka şiir gibi gülüyor

Rana İslâm Değirmenci ile Hakikâte Rota Söyleşisi

Mehtap Altan: Sayın Rana İslâm Değirmenci, edebî söyleşilerimin vazgeçilmezi şair veya yazarımızın pencerelerini önce kendilerinin açmasını dilememdir. Çünkü okurlarımız edebî yönüne hayran olduğu sanatçıları kendilerine has alfabeleriyle tanımak isterler. Pencerenizi aralayıp bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Rana İslâm Değirmenci: “Oyma Sandığımda Saklı Renklerim” ismini verdiğim hikâye kitabımda, “ben”den oldukça fazla iz var. “Denemek Yürek İster” ve “Akış Öyle Güzel ki” isimli hikâyelerde anlatılan küçük kız, şu an söyleşide bulunan Yazar hanım hakkında çok samimi ve çok billur ipuçları veriyor:
İnsanın, “beni ben yapan” yönlerini bir çırpıda bir araya getirmesi ve damıtarak anlatabilmesi o kadar zor ki…”Rana İslam Değirmenci nelerin toplamı ile Rana İslam Değirmenci’dir?” diye sorsam kendime: Bir ömrün çilesine inat, her gün yüzüne güneş doğmadan kakmış, her ânını çalışmak ibadettir ve gülümseme sadakadır düsturu ile yaşamış, üç kız evladına “yapamam yok!” hayat şifresini bırakmış, çok çileli fakat bir o kadar da maharetli, çok yönlü, sevgi dolu, bereketli “Necmiye” isimli bir annenin; Faruk ismi ile müsemma adaleti, hakkaniyeti, özü sözü bir olmayı, hayata ve insanlara karşı dik durmayı evlatlarına miras bırakmış; insanlığa, milletine kendini adamış; aynı zamanda şiirle, müzikle, tarih ve felsefeyle yoğrulmuş 42 sene dağ taş demeden Anadolu’nun her köşesinde memur olmuş, muhakeme gücü ve adalet terazisi sağlam bir babanın kızı. Bir yönü ile evcimen, duygusal, içli, hisli, kendi halinde, bazen bir başına olmaya meftun, yazmaya ve okumaya âşık bir yürek; diğer yanı ile riske atılmayı, denenmemişi denemeyi, çok çalışmayı, insanları sonuna kadar yürekten dinlemeyi, paylaşmayı ve üretmeyi, zalime karşı gelmeyi, mazlumu kollamayı kendine ilke edinmiş, -değmeyenlere, değmeyeceklere- verilen en büyük cevabın ve en büyük tokadın “susmak” olduğunu idrak etmiş bir “insan”…
Hayat, akıp giden bir su ise; sanıyorum ben; “akış öyle güzel ki” ile “denemek yürek ister” sarkacında yüreğim elimde bir adem kızıyım… İşte, bu sarkaçtır ki; beni bir ucu mutluluk bir ucu acı olan asamla hayatta derviş misali yürütüyor… İşte, “ben”de birikenlerledir ki; herkesin sustuğu ân’da konuşabilen; herkesin konuştuğu bir demde “susabilen” bir yönüm olduğu için Rabbime hamd ediyorum… Özetle ben; “bitti dedikleri ân’da, hep yeniden başlayan…”
Mehtap Altan: KD Yayınları’ndan çıkan “Nâr-ı Beyza” adlı son deneme kitabınızda “Anlatabilsek” başlıklı deneme dikkatimi çekti. Yeryüzünü işgâl eden olumsuzluklar, savaşlar, hakka tecavüzler, sokağa terk edilen çocuklar, maddi ve manevi açlıktan kaynaklı gelişen cinnetler… Bunların oluşmasına ortam hazırlayan neden “anlatamamak” sancısında mı gizli? Bu denemenizde bu konuya dair bir takım ipuçları verdiğinizi düşünüyorum. Biraz “Anlatabilsek” ten bahseder misiniz?
Rana İslâm Değirmenci: Savaşların, olumsuzlukların, sahtekârlıkların, çıkar hesaplarının, ucuz kahramanlıkların, tuzak gülüşlerin ve sevişlerin, bencilliğin diz boyu olduğu günümüz dünyasını ve bu keşmekeşte “ben oldum” yanılgısı yaşayan, can çekişen insanını “bütün pırıltılardan sıyırarak” ve “bütün hırkalarından soyarak” samimi yüreğiyle şöyle karşınıza alabilmeniz ve yüreğinizin sesini yüreklere dinletebilmeniz zor. Zorluk şuradan geliyor: Şu yaşadığımız dünyada insanlar –baş döndürücü bilgi kirliliği ve teknolojik gelişmeler sonucu- kendilerini “kemâle ermiş” olarak görüyor. Oysa bütün cilalarını sökebildiğinizde, karşınızda tutunacak sağlam dalları kalmamış, acı ve şaşkınlık içinde yarım insanlar çoğunlukta. Böylesi insancıklara “dinleme”, “anlama” ve “anlatma” erdemini anlatamazsınız… En acısı da; bu tabloyu idrak edebilen yürekler, gün geçtikçe azalıyor…
Fakat, “tek yürek kalsak da“ dünyada, “anlatacağız”… Çünkü biz, yürekleri dinlemeye talibiz… Her şeyden evvel “anlatabilme”nin usûlünü, erkânını ve önemini günümüz insanının büyük çoğunluğu unutmuş durumda… Anlatmak; iki dudağımızın birbirine hiç yapışmadan, biraz ukala bir tavırla sürekli hareket etmesi ve böylelikle kendimizi özgüvenli, mahir, her şeyi bilen, medenî cesaretli, “ herkesten en iyi” görmemiz ve gösterebilmemiz olsaydı, şu ân’da dünyayı en parlak renklere sahip papağanların yönetmesi, güzelleştirmesi, yaşanılır hale getirmesi gerekirdi.
Anlatabilmek, kulağa hitap etmenin tam aksine “yüreğe hitap edebilmek”tir. Kendinizin “hiç” olduğunu büyük bir rıza ve olgunlukla idrak edeceksiniz ve sonra “ben yokum, sen varsın ey karşımdaki yürek, seni yürekten dinliyorum” diyeceksiniz. Bu, büyük bir cesaret ister. Bu dünyada “En Usta Anlatıcı, En İyi Dinleyici”dir… En Büyük Bilgi; “kendi yüreğimizin varlığını” bilmekten öte; kendimizden önce ve kendimizden sonra, milyarlarca yüreğin varlığını bilmek ve “tastik edebilmek”tir… Anlatacak bir şeyiniz varsa, “varlık” göstermek istiyorsanız, her ân’ı sabırla dinleyin; her ân’ı ve -yürek, insan, hayat ve evren kitapları da dahil- her kitabı okuyun; çok çok okuyun! Yazın ama; yazdıklarınız, çaldıklarınız, çırptıklarınız, yarım yamalak söz kırıntılarınız olmasın.
Günümüz insanı kantarın topuzu kaçmış konuşmayı maharet; ezmeyi cesaret; teknolojiyle yatıp kalkmayı, onun esiri olmayı medeniyet; tozu dumana katarak devamlı hareket etmeyi ve bu arada da yürekleri çiğneyip geçmeyi ise ilerleme, başarı ve hakkaniyet sayıyor… Bense “dinliyorum”. Sükût içinde… Yüreğim elimde… Okuyorum, yazıyorum, bekliyorum, “gör”üyorum; titreyerek… Anlatacaklarım var, çünkü. Ve anlatacaklarım, ancak hak edebildiklerim kadar… Şunu da eklemek isterim; hayatım boyunca asla polyannacılık oynamadım. “Bir yanı mutluluk bir yanı acı” asasını elinde taşıdığının idrakında olan bir derviş böyle bir gaflete düşemez. Evet, günümüz dünyasında birçok acı ve birçok olumsuzluk yaşanıyor. Bunu yürekten görüyorum. Ama biz insanların daha derinleri görmesi gerek. “Neden acımasız ve kimsenin kimseyi duymadığı, görmediği bir dünyaya mahkûm olduk?” sorusunu sormak için cesaretle susmak; dinlemek, yüreklere eğilmek ve “güzel”in, güzelliklerin peşinden koşmak, güzellikleri inatla ve korkusuzca yaşatmak gerek.”Sana tokat atıldığında diğer gül yanağını çevirebilmek gerek…” Güzellikleri ve güzel yürekleri kararlı bir şekilde bir araya getirdikçe, olumsuzluklar “Yüreğin” önünde diz çökecektir…

Mehtap Altan: Son kitabınız Nâr-ı Beyza’da “Ağaç” adlı şiirinize değinmek istiyorum. Şiir yine lirik bir rengin kucağından yaşamın gerçekliğine atıyor kendini. Hakikâte giden yolun masalsı anlatımı sanki. Manevi tılsımın dizelerdeki terennümü şiirin uzun oluşunu hissettirmiyor. Hatta bir ara düzyazı ile hemhâl olunup sonra yine şiirin demine devam ediliyor. Sayın Değirmenci, nedir bu farklılığın ve zenginliğin adı?
Rana İslâm Değirmenci: “Hakikate giden yolun masalsı anlatımı…” Ağaç denemem için yaptığınız bu tarif için size müteşekkirim. Ama böylesine derin bir tarif bana büyük bir sorumluluk da yüklemekte… Nâr-ı Beyzâm’ın çıkış noktası “Ağaç”ımla anlattığım hayatın, hayat-ların, Güneş’in, tohumun, kar’ın hikmetli ve sırlı yönleri var; var ama… Bu anlatışta, manevî tılsıma ve menzile ne kadar ermişim? Ben bilemem… Bilmekten de utanırım, hayâ ederim açıkçası. Çünkü daha “ol”duğuma ve hele “erdiğime” kâni değilim. Fakat bilmekten öte “bulabilirsem” bir gün o muhteşem ân’ı; işte o zaman, doğarım…
“Göklerden Gelen Bir Ses, şöyle diyor Ağaç’a”:“Yürümek cesaretse, bir kararda durmak sabırdır. Gizeme yan yana durabilen sabır ve cesaretle ulaşılır…”Aslında “Ağaç”ta çok şey var… Hayat var, insan var, AŞK var…”Bendenizin ömrü ve hayatı yürekten görüşü var.” Ben, hayatın ve insanın aşk üzerine yaratıldığına inanmış, yüreği elinde “kendi gibi kendi olmaya uğraşan” bir dervişim… Bazen asırlardır beklerim… Bazen o ân, ateşe atlarım…

Mehtap Altan: Denemelerinizin finalleri vurucu mesajların mühürlerini taşıyor. “Çakıl Taşları” adlı denemenizdeki final, insanoğlunun inadına ahraz bıraktığı yanlarına çığlık çığlığa bir seslenişti sanki. Okuyucuya taşın ezen görevini değil, sadece aklını kullananların çözebileceği lisanını vermişsiniz. Sahi taşların da lisanı var mıdır?
Rana İslâm Değirmenci: Biliyorsunuz… Hiçbir şey boşuna yaratılmamıştır. Ve hiçbir şey de “yaratılması gerektiği ân”dan”, ne bir salise önce ne de bir salise sonrasında vuku bulur. Her şey yerli yerinde ve her şey vakt-i saatinde…
Ben “ân”a ve “Ol!”uşa hayranım! Benim ân’ı ve nesnelerin, varlıkların, olayların ân’a tutunuşunu seyredişim ve kavrayışım biraz farklı. Değil mi ki biz, derviş misali kendimizden geçeceğiz; “ân”ı yaşarken biz bir noktayız; karşımızdakini dikkatle ve rikkatle seyreder ve dikkatle dinleriz… Hatta, ben çoğu zaman yaşadığım ânda neyi fark ettiğimi dahi fark edemiyorum. Ama birkaç vakit sonra, yüreğimin dili çözülüyor o yaşadığım ân’ı yazmaya -bazen de sessizliğim içinde resmetmeye- başlıyorum. Yazarken de “ben bunu mu görmüşüm”, “taş dahi bana bunu mu söylemiş” diye hayretler içine giriyorum. Galiba, ben canlı cansız tüm varlıkları seviyor, onlara saygı duyuyor ve onların beni büyütmesini, beni anlamlandırmasını kabul ediyorum… Bu kabul edişte bazen hakir görülmeyi dahi göze alarak… Zaten vermeden alamaz; azalmadan çoğalamazsınız…
Taş aynı taştır. Taş’ı konuşturan da, bize okutan da “Oku!” Diyen’dir… Hayatta birçok zorluk var; hayatta önünüze birçok zorluğu -hadlerini göremeden- planlayarak çıkaran yaratılmış-lar var… Bu zorluklar bile bizim güzelliğimizdir. Bu zorluklar sayesinde biz, daha anlamlı insan ve daha derin iz bırakan yürek oluyoruz. Ve böylelikle, daha sağlam bir şekilde “Mutlak Güzel”e koşuyoruz…”Kudret Eli’nin çizdiği Muhteşem Tablo’yu hiçbir kul bozamaz…”
Mehtap Altan: Sayın Değirmenci, şiirsel denemelerinizde ve şiirlerinizde ilk başta lirik rüzgârlar hissedilse de didaktik bir anlatım hâkim. Okuyucularınız mutlaka bir şekilde gerçeğin koynundan sıkı bir mesaj ile besleniyor ve sorgunun rotasında kendi iç dünyası ile hesaplaşıyor. Bu keskinliğin mesleğiniz ile bir alakası var mı? Bize biraz edebî çalışmalarınızdan ve hedeflerinizden bahseder misiniz?
Rana İslâm Değirmenci: Okumak, yazmak, araştırmak, dinlemek, üretmek, paylaşmak benim var oluş nedenim. Benimi çok iyi gözlemlerim; iç dünyama gözlerimi çevirişim çok çok eski ve çok derin. Şuna inandım ki; “benimi ne kadar tanırsam; “insanı”, “hayatı” ve “yüreği” o kadar isabetli kavrayacağım. Ve inancım o ki; kavradıklarımı anlatmakla görevliyim…
24 yıllık Edebiyat Öğretmeni’yim. Klasik ve ezberci bir öğretmen olamadım, hiçbir zaman. Fakat bu yönümle “ezberin hâlâ hüküm sürdüğü eğitim sistemimizde” hemen her okulda ya tek ya da azınlıkta kaldım. Ezberci olmadığım için ezberletemem. Ben hayatımda da öğretmenliğimde de “yorumcuyum”…
Benim dersimde bana yüreğini verip de beni cân-ı gönülden dinleyen öğrenciler hep kazanmışlardır. Zaten benim “anlattıklarımı”, “anlayıp” da “hayatında tatbik edenler”in büyük bir kısmı ile seneler geçse, şehirler değişse de görüşüyorum. Hani demiş ya Ahmet Hamdi Tanpınar “yekpare bir ân’da”… Bana göre hayat “yekpare bir ân”… Onun için fotoğrafın tamamını yorumlayabilecek gözle “okumalı”; “hayatı” yorumlayacak sabrı göstermeliyiz.
Öğrencilerime “okumanın sırlarını, yöntemlerini, güzelliklerini”; “yazmanın önemini ve yazma yollarını”; “araştırma, düşünme, yorumlama yöntemlerini ve bunların kıymetini”, “kelime hazinemizi mutlaka geliştirmemiz gerektiğini”, “toplum içinde konuşmayı ve sunu sunmayı”, “ekip çalışmasının güzelliğini”, “ân’ı, zamanı, teknolojiyi yakalamayı”, “hayal kurmanın ve proje üretmenin kazandırdıklarını”, “dinlemenin hangi tılsımlı kapıları açabildiğini” mutlaka ve mutlaka anlatırım… Öğrencilerimle birçok ortak kitap çıkardık. En son, Nâr-ı Beyzâm’la beraber, 17 yaşındaki öğrencim Muhammed Cahit Bekçi’nin Sabâ Rüzgârı isimli şiir kitabı çıktı.
Hangi yazı türünü denersem deneyeyim; yıllar yılı gözlemci ve senelerdir öğretmen olduğum için her yaştan gençlerin yazdıklarımdan birer ders çıkarmasını istiyor yüreğim. Yani, öğreticilik, aktarıcılık ya da aydınlatıcılık biraz da iradem dışında oluyor. Hayatta öğrendiklerimi söz ve davranışlarıma giydirdiğim için isteyerek / istemeden “kendiliğimle” yansıyorum eserlere. Edebiyat öğretmenliği deneyimlerimi, eğitimin nasıl olması gerektiği gibi öğretici ve eğitici kitaplar yazmayı da planlıyorum. Günlük hayatta, eğitim adına da yazdığım birçok yazı, rapor, plan, ölçek var. Bu birikimlerimi de bir araya getirmek öğrencilere ve genç eğitimcilere yararlı bir kaynak haline getirmek dileğini taşıyorum.
İleriye yönelik hedeflerim: Basılmayı bekleyen altı kitap; yazılmayı bekleyen çileli bir roman.
Mehtap Altan: Aşk, bir semâzenin avuç içlerindeki lisandır. Aşk, kuyusunda göğüne kanat büyütenin gözlerindeki ıslaklıktır. Aşk, ateşin közüne bir şiirin dizesini sürüp sürüp vuslatın alfabesini keşfetmektir. Sayın Değirmenci, denemelerinizde, şiirlerinizde aşkın ateş ile hemhâl olan yanını ışık doğuran cümleleriniz ile okumak büyük keyif. Kitabınızı edinemeyenler ya da daha okumayanlar mutlaka vardır. Sesimizi çoğaltmak adına size buradan “aşk” desem neler söylemek istersiniz?
Rana İslâm Değirmenci: Fuzûlî ya da Mevlânâ değilim; fakat dünyanın ve insanın “Aşk”ın hatırına yaratıldığına inanmışlardanım. İlk internet sayfama üst başlık “Edep İçre”yi, sınırlı başlık “Hayata Can Veren Aşk”ı seçişim, tamamı ile yüreğimin sesi. Bana göre, her yerde ve her şeyde aşk var: İnsan, yaratılmışların her birine, bir diğer insana dahi, aşk ile bakar; bakmalıdır. Çünkü hayata can veren aşk’tır. Fakat, “Aşk”a varabilmek için “edep içre” yaşamaya azmetmiş bir yürek gereklidir. Aşk’ı tutabilmek ve aşkla durabilmek edep ister. Aslında Nâr-ı Beyzâ’m “Ateşin Işığa, Işığın Ateşe Aşkıdır”. Bana göre içindeki ateşi bir ömür edeple tutabilenler; dışına ve tüm âlem(ler)e nur, ışık olarak yayılırlar. Işımak ve ısıtmak için ateş gerek. Ateşi ve ışığı bir kararda tutmak için yürek gerek. Nâr-ı Beyzâ aşkının aşk hikâyesi kitabımın arka kapağında yer alıyor. O hikâye beni yaktığı kadar ışıtıyor. Tek kelimeyle aşk, “Yandım, demeden yanmaktır…”

Tamamı ile âşk için ne düşünürüm; bir El Yüreği Tutunca’mı (şiir), bir de Nâr- ı Beyzâ’mı okuyanlar görecektir.
Mehtap Altan: Bir eğitmen, bir yazar, bir şair, bir araştırmacı olarak Türk edebiyatının seviyesini, dünya edebiyatıyla karşılaştırdığımızda nasıl buluyorsunuz? Devlet ve Özel sektörün edebiyata beslediği ilgi konusunda görüşlerinizi alabilir miyiz?
Rana İslâm Değirmenci: Geçmişten günümüze Dünya Edebiyatları ile Türk Edebiyatı’nı karşılaştırdığımızda Türk Edebiyatı ile Batı ya da Yakın-Uzak Doğu Edebiyatları arasında mecra ve akış yönü olarak farklılıklar vardır. Öncelikle şuna tamamen kani olmalıyız ki; dünyanın en kıvrak, en kurallı, en zengin diline; Türk Dili’ne sahibiz. Dolayısı ile bu dilin oluşturduğu Edebiyat eserlerimiz oldukça zengin ve kıymetlidir. Edebiyat biliminin, sanatının ve kültürünün Türk’e, yani bize has incelikleri vardır. Bizi bir parça yanıltan şey; özellikle Batı Edebiyatı ile Türk Edebiyatı’nı karşılaştırdığımızda bu karşılaştırmayı Tanzimat Dönemi’nde batıya yüzümüzü aniden dönüşümüzle –büyük bir aldanışla, edebiyatımızda miladımızı bu dönüş sayarak- medeniyetin ve kültürün her alanında olduğu gibi kıyaslamayı o tarihten sonraki edebiyat ürünleri üzerinden yapmamızdır. Ölçü olarak da Batı Edebiyatının sınırlı yazı türlerini alışımızdır. Yani roman, makale, deneme, sone ölçüleri ile Türk Edebiyatına değer biçiyoruz. Oysa bu yazı türlerinin fersah fersah ilerisinde, birçok yazı ve söz türünü, edebiyat ekolünü içine alan, yüzlerce yıl süren Tasavvuf Edebiyatı Geleneği, Divan Edebiyatı Geleneği, Âşık Edebiyatı Geleneği, Hatta Köy Seyirlik Oyunları, Karagöz geleneğimiz var. Üstelik, bu edebiyat kültürünün –Türk Edebiyatı Kültür Birikiminin- dünyada bir başka örneği yok…
Kendi kültürümüze, medeniyetimizin sırlarına, edebiyatımıza, dilimize inanacağız… Bizim mirasımız olan bütün eserlerimizi okumaya arzulu olacağız. Şu ân elimde Mevlânâ’nın Mesnevîsi var… Şu ân dediysem; en az üç yıldır. Her hafta bir hikâyesini okuyorum. Kelimelerini, içime işleyen mazmunlarını, mecazlarını, edebî sanatlarını, mısralarını not ettiğim bir özel defteri var Mesnevîmin. Sonra o kelimeleri araştırıyorum; mazmunları çözmeye uğraşıyorum; daha da önemlisi bulduğum, anladığım mecazları, söyleyişleri yazılarımda kullanmaya çalışıyorum. Fuzûlî’yi, Yunus Emre’yi hep yeniden okuyorum. Demek istediğim; elbette, Dünya Klasiklerini ya da günümüz dünya edebiyatını okuyacağız; ama bizim edebiyatımızı da tüm yüzyıllarını içimize sindirerek, bağrımıza basarak okuyacağız. Bizim Edebiyatımız çok güçlü… Gençlerimiz eski yeni tüm Edebiyatçılarımızı yüreklerini koyarak, ellerinde not defterleri eserlerden damıttıklarını, “fehm ettiklerini” not alarak ve “eleştirel gözle” okusunlar… Ama her eseri “maden dağındaki değerli madeni ararcasına” bir maden işçisi gibi terleyerek okumamalılar. Sözlük kullanmalılar… Sonunda da, Türk Dili’ne, Türk Edebiyatı’na büyük bir saygı ile okuduklarının, düşündüklerinin, öğrendiklerinin bilinçli harmanı, kalıcı ve yepyeni yazılar yazmalılar.

Mehtap Altan: “Okullar Hayat Bulsun Projesi” çerçevesinde aktif çalışmalarınız olduğunu biliyorum. Bu bağlamda bir eğitimci ve bir vatandaş olarak nasıl katkı sağladınız? Bu tür projelerin topluma, eğitim alanındaki getirilerini sormak istiyorum size?
Rana İslâm Değirmenci: “Okullar Hayat Bulsun Projesi” benim projem değil. Talihim şu oldu: Görev yaptığım okulum Dede Korkut Anadolu Lisesi’nde Bakanlığımızın projesi kapsamında Z- Kütüphane açıldı. Fakat ondan bir buçuk ay önce, yine aynı okulda çok amaçlı salon ve –okulun kendi imkânları ile oluşturduğu- kütüphane açılmıştı. Açılış programında hem Edebiyat Öğretmeni, hem şair hem de okulun Organizasyon Kulübü Danışman Öğretmeni olarak “Kitap” adlı şiirimi okumuştum. Bu şiiri Kaymakamım ve Belediye Başkanım beğenmişler ve benden istemişlerdi. İşte, Z- Kütüphane açılışında Belediye Başkanım bir jest yaparak bu şiirimi çerçeveletip de kütüphanenin duvarına astırdı. Bu, Edebiyat Öğretmeni / Proje Koordinatörü ve şair olan bir insan için unutulmaz, paha biçilmez bir armağandır.
2009’da Ankara’ya yeniden gelişle beraber Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Ankara Büyükşehir Belediyesi ile işbirliği içinde gerçekleştirilen iki projenin formatörlüğü ile raportörlüğünü alışım, benim de ufkumu açtı. Özellikle, “Yedi Renk Yedi Renk Türkiye Kardeşlik Projesi” benden önce başlatılmış bir çalışma idi; fakat çalışma proje prensibine oturtulmamıştı. Proje formatında yeniden düzenlememi benden istediklerinde açıkçası ben de çalışma nereye varacak, kestiremiyordum. Bu projeyi proje formatına ve bilimsel ölçülere oturtmakla kalmadım; bir buçuk yıl süren projenin son üç ayında dahil olduğum çalışmayı 65 sayfalık bir “proje çatısına”, bir esere çevirdim. Arkasından “Hayal Sandığı” projesinde formatörlük çalışmasına başladım. Çocukların hayallerini mektupla ve resimle anlatması ve elde ettiğimiz ipuçlarından onların hayalini kısa sürede gerçeğe dönüştürebilmeye vesile olmamız unutulmaz heyecandı. Kısa bir süre Memur-Der Federasyonu’nun Projeler Genel Koordinatörlüğü’nü yürüttüm. Orada da, THK Üniversitesi ile Federasyonun Yüksek Lisans ortaklığına, ilk kez gerçekleştirilen Uluslararası Eğitici / Yazar- Ressamlar Kitap Tanıtımı, Resim Sergisi, İmza günü Projesi’ne ön ayak oldum. Daha sonra bu görevi kendi isteğimle bıraktım. Yalnız, Aralık 2012’de gerçekleştirdiğim ve Uluslararası boyut kazanmasında önemli rolüm olan Eğiticilerin tanıtımı projesinden sonra, projenin final gününde, Antalya Sanat Dergisi Genel Sanat Yönetmeni ile ilk bağımsız Projeme başlamaya karar verdim.
Projemizin asıl adı; “Yürek-Dil-Şiir” Kardeşliği Projesi. Bu proje, giderek büyüyen ve zincirleme bir proje… İlk adımı Türk Dünyası Şairler Antolojisi Projesidir. Aslında, ister kitap yazın; ister proje yapın; ister okulda ders anlatın;ister bir toplum hizmetine soyunun; formül değişmiyor:
“Allah rızası için yüreğinizi vererek terlemek”…
Mehtap Altan: Sayın Değirmenci, “Türk Dünyası Şairler Antolojisi “ yayın kurulunda bulunuyorsunuz. Yine bu antolojinin yayın kurulunda olan Sayın Süleyman Karacabey bir açıklamasında bu antoloji için “Rus zulmünde ve rejiminde sesleri yok edilenlerle diğer coğrafyada yaşayan Türk Şairlerinin buluşması olarak değerlendirilmelidir.” dedi. Siz bu konuda neler söylemek istersiniz? Bu ve bu gibi antolojilerin şiire ve edebiyata katkısını birkaç cümle ile anlatabilir misiniz?
Rana İslâm Değirmenci: Öncelikle şunu düzelteyim; Türk Dünyası Şairler Antolojisi’nde Proje Koordinatörüyüm, sonrasında şair olarak yayın kurulundayım.
Projemizin temel çıkış noktası; “Yürek-Dil-Şiir” Kardeşliği. Bu çıkış noktası tesadüfî değildir ve mânidardır. 2011 Ekim ayında üyesi bulunduğum Kıbrıs Balkanlar Avrasya Türk Edebiyatları Kurumu’nun (KIBATEK) Antalya’da 28. sini düzenlediği Uluslararası Şairler- Yazarlar- Akademisyenler Edebiyat Şöleni’nde “Yüreğim Közü: Türkçe” bildirisini sunmuştum. Çünkü içimde Türk Dünyası’nın ve Türk Dili’nin rüyası vardı. O sunumda bir şeyi fark ettim; Türk Dünyası’nın tanınmış şairleri yanında, güzel Türkçemizi kullanan, yüreği insan sevgisi, kardeşlik duygusu ve şiirle çarpan orta yaşlı ya da genç sayısız şair ve yazar vardı. Fakat tanınmıyorlar; seslerini birçok sebepten yeterince duyuramıyorlardı. Biz de bu “beklenen alanda“ ilerlemek istedik. Bizim bu projemize katılan şairleri üç grupta toplayabiliriz: 11 ülkenin duayen şairleri; ben yaşlarda orta yaşta ama Türkçe’ye, kardeşliğe, yüreğe, şiire saygılı şairler ve elinden tutulduğunda parlayacak genç şairler… Evet, Süleyman Bey’in dediği gibi antolojimize Türkiye dışından katılan Türkî Şairlerin çoğunluğu yalnızca Türk olduğu için zulüm gören, çile çeken kardeşlerimizden. Onların sesi olabildiğimiz için mutluyum.
Sonuçta, şu ân Türk Dünyası’nda 1000 sayfalık 325 şairlik ve 2 ciltlik Antoloji hakikati var… Projenin bu kadar ilgi görmesinin sırrı; özellikle çile çeken, zulüm gören insanlar ve şair ruhlular bizim “yüreğimizin bütün kapılarının” Yürekli’ye, Türk Dilime ve Şiirin Sesine çıkarsız ve samimiyetle açıldığını gördü. Şaşmamak gerek aslında; ”Çile çeken yürek, pır pır eden yüreği görür.” Ve böylece “bir rüya hakikat oldu…”
Mehtap Altan: Sayın Değirmenci, şiir başlıklarınız dikkatimi çekti. Toprak, Ateş, Elif, Su, Hava v.s. Sanki tabiatın duvağını önce şiir başlıklarınızla açıyor sonra gerçeğin beşiğinde ruhları uykuya hapsolmuşları uyandırmaya çalışıyorsunuz! Şiir, lirik kanamaları gerçeğin sofrasına oturtan vefalı bir ev sahibiyse, şair kimdir? Şiir hırkasının ruhumuza tam oturması için hangi fazlalıkları çıkarmamız gerekir ruhumuzdan?
Ranâ İslâm Değirmenci: Aslında, söyleşimizin hemen her yerinde, mecazı, şifreyi, kelimeyi, sırrı, mânâyı, aşk’ı, yüreği ne kadar önemsediğimi dilimin döndüğünce anlatmaya uğraştım. Bir de çocukluğundan beri hayat denen “uzun ve ince yolun”, “yol levhalarını” “okuma“, “anlama”, “gözlemleme”, “dinleme” sevdalısı bir derviş de varsa karşınızda; şiire, şaire, tabiata, eşyaya bu dervişin nasıl baktığını görebilmek “hakiki okuyucular” için hiç de zor değil.
Ben, insan hayatının ve insanı kuşatan tabiatın, havanın, suyun, melekelerin, aşkın, evrenin büyük bir armağan olduğuna ve bu armağana “insan”ın erebilmesi için, “yürek kayığı ile” şifreleri çözmesi gerektiğine inananlardanım. Şiir kitabımın tamamı Mevlevî dervişinin, semazenin, yüreği elinde pır pır ederek dönüşünü, kelimelerle, şifrelerle dans edişini resmediyor… Kelimelerin, renklerin, dönüşlerin, susuşların dahi dili var… Ve insanın görevi bu dili cesaretle çözmek…

El yüreği tutunca, yürek mutlaka şiir gibi gülüyor…
Mehtap Altan: Sayın Değirmenci, edebiyat pencerenizden baktığımızda çok değerli anları çok değerli kişilerle paylaşmış olmanızın zengin duruşunu görüyoruz. Son günlerde unutamadığınız ve sizi heyecanlandıran bir an’ı paylaşabilir misiniz?
Rana İslâm Değirmenci: Benim için bir dönüm noktası olan önemli bir ân’ımı ELBETTE anlatmak isterim sizlere: Büyük Üstad Bahaettin Karakoç geçtiğimiz günlerde (19 mayıs 2013) beni ziyadesiyle sevindirdi, ihya etti ve onurlandırdı. Şairi Ankara’da Hasret Kitabevi’nde ilk kez görmüştüm ve titreyerek şiir kitabımı takdim etmiştim kendilerine. Takdim ederken de “Siz şairlerden hakiki şiiri okuduktan sonra, benimkiler şiir değil ama… ” demiştim. Kendisi de “Kitabını ver de biz karar verelim!” demişler ve gülmüşlerdi. Üstad’ın “Varlık Can Verir İnsana” şiirimden hareketle- ama kendi ifadeleri ile tüm şiir kitabımı okuyuşlarıyla- bana -şiirime- yaptığı yorumu sizlerle paylaşacağım. -Kendilerinden bu yorumu her yerde paylaşma iznini aldım.- Kendilerine hem teveccühleri hem de verdikleri izin için huzurunuzda şükranlarımı sunuyorum:

“Rana, şiiri içselleştiren, hobi olarak algılamayan, şablonculuğa tenezzül etmeyen bir şairdir. Kendine has bir söylemle kendi üslubunu kuran bir şairdir. Şiirin ana malzemesi olan kelimeleri kürekle toplayıp yaba ile savurmuyor; damıtıyor, demlendiriyor. Şiir kalıplarına seçerek oturtuyor. Şiirimiz için yeni bir umut. Türkçemiz için güzel bir zenginlik. “Varlık Can Verir İnsana” şiiri de, Dede Korkut ve onun iz sürücüsü olan büyük ozan Yunus Emre damarından geldiği çok net. Rana’nın üslubunu beğeniyorum. Kendisini de burun kıvırarak değil yüreğimi tutuşturarak takdir ediyorum. Daha söyleyeceklerim çok ama şimdilik bu kadarı yeter diyorum; çünkü sağlığım daha tam düzelmedi… Selam, sevgi ve en güzel dualarımla.” Bahaettin Karakoç
Mehtap Altan: Sayın Rana İslâm Değirmenci, yaşam, şiir ve edebiyat adına çok değerli bir sohbet gerçekleştirdik. Cümleleriniz, samimiyetiniz ve vakit ayırdığınız için teşekkür ediyorum.
Rana İslâm Değirmenci: Mehtap Hanım, Nâr-ı Beyzâ’mın hatırına beni güzel bir söyleşide sıcak yüreğinizle ve kalbî sorularınızla ağırladığınız için size çok teşekkür ediyorum. Sizin aracılığınız ile başta Nâr-ı Beyzâ deneme kitabım olmak üzere kitaplarımla beni ve duygularımı, düşüncelerimi okuyacak olan okuyucularıma selamlarımı, saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum…
Söyleşime “Nâr-ı Beyzâ”mın hikâyesindeki bir sözle nokta koyayım, dilerseniz: “Nâr-ı Beyzâ’yı yazabildik galiba?” Ne dersiniz?.. Ân’ı ölümsüzleştirenlere sonsuz teşekkürümle…

Qaynaq: //www.turkhaberler.net/rana-islam-degirmenci-ile-hakikate-rota-soylesisi-makale,2201.html

You may also like

1 şərh

Ranâ İSLÂM DEĞİRMENCİ 2013-12-09 - 03:37

Bizim Yazı sayfasını, nihayet aylar sonra açabildim. Çok değerli yazar-eleştirmen-gazeteci, can dost Mehtap Altan’ın benimle yaptığı röportajı Bizim Yazı gibi çok değer verdiğim sayfaya taşıyan başta Ekber Qoşali bey olmak üzere bütün gönül dostlarıma ve bütün kıymetli yazar-şairlere müteşekkirim. İnşallah, bundan sonra “Bizim Yazı”yı hi kaçırmadan takip edebilirim. Saygı ve selam ile. Rana İslam Değirmenci Eğitimci-Proje Koord./ Şair-Yazar Ankara

Cavab

Şərh yaz

Layihə haqqında

Sayt Azərbaycan Respublikasının Qeyri-Hökumət Təşkilatlarına Dövlət Dəstəyi Agentliyinin maliyyə yardımı ilə hazırlanmışdır.

Saytın məzmunu

Saytın məzmunu DGTYB İctimai Birliyinin cavabdehliyindədir, bu baxımdan saytın məzmunu Azərbaycan Respublikasının Qeyri-Hökumət Təşkilatlarına Dövlət Dəstəyi Agentliyinin mövqeyini əks etdirmir.

Bizim Yazı ©2022 – Bütün hüquqları qorunur.