Ana səhifə YAZILAR ŞAİR ve ŞİİR, ŞİİR ve ŞAİR…

ŞAİR ve ŞİİR, ŞİİR ve ŞAİR…

Müəllif: Bizim Yazı
81 baxış

1959 Elbistan – Kahramanmaraş doğumlu olup İstanbul’da yaşayan Asuman Soydan Atasayar, A.Ü.F.F. Matematik Bölümünde okudu. Sanat ve edebiyata düşkünlüğü nedeniyle 2001 yılında aldığı özel resim kursundan sonra yağlı boya ve karakalem resim çalışmaları yaparak birkaç sergiye katıldı. Diksiyon, İngilizce, Osmanlıca gibi kurs sertifikaları aldı. Şiirleri ve yazıları pek çok gazete ve dergilerde yayınlandı. Başta Elbistan’ın Sesi Gazetesi olmak üzere bazı internet gazete ve sitelerinde köşe yazarlığı da yapmaktadır. Hikaye ve şiirlerinden ödül ve dereceler alan şair;
İlk olarak 2010 yılında “Üçüncü Mevsimdeyim” adlı ilk şiir kitabını yayınladı.
2011’de Göl-Kitap Yayınevinden “Kahraman ve Öncü Kadınlarımız” adlı içeriği itibariyle bir ilk olan destansı şiirlerinden oluşan ikinci kitabını yayınladı.
2012’ de Göl-Kitap Yayınlarından “Yitik Parçam” adlı roman çalışmasını okuyucusuyla buluşturdu…
2013 te basılmayı bekleyen roman, hikaye ve şiir kitapları bulunan Asuman Soydan, Nisan ayında İstanbul Basın Müzesinde kişisel sergisini açmaya hazırlanıyor.
İlesam ve Gülce Edebiyat üyesidir.

ŞİİR ve ŞAİR

Ezeli âlemden beri yazılıp okunan,
Şiirdir kâinat, görmeyen gözlere inat…
Varlık ruhunda şiirsi bir hâl vardır
Kimisi bu hâli, hırpalayıp atlarken
Kimisi altın rafa kaldırır…
Şair; söz avcısı, dehlizlerde gezen deli
Bazen deli, bazen veli
Fışkırtır özünden fişek gibi
Şiir denilen cevherî sözleri…

Şiir var ya, o şiir!
Kelimelerin çizdiği ruhun efsunlu resmi
Ateşiyle eritir karlı dağların madenini…
Kitaba sığamayan devasa sözün,
Cürmü evreni kaplar da
Avuç ortası kadardır hacmi!

Su şiir, hava şiir, varlık şiir
İçimdeki sihirli aynamdır şiir
Gönlümün izdüşümü,
Saçlarımı çözüp taradığım şehir…

Issız yolumda yaren,
Yoldaşım, arkadaşım, sırdaşım
Ufkumu menzile taşıyan burak
Karanlık dünyamda yol bulurum, ışık bulurum
Ona sorarak, danışarak…
Almadan veren, reha, vefa, sevda
En güzel suret, hüsnü niyet, kâbiliyet…

*
Bu muhteşem olguya bilmem ki daha ne denir?
Onun gücü karşısında varlığım eğilir ve erir
Ey şair! derim, senin çektiğini bu âlem ne bilir?
Kim bilir daha kaç bebeğe gebesindir!

ZOR SANAT

Ya dişi olacaksın ya erkek, oynayacaksın sekerek
Hem kur yapıp hem namus bekçisi
Bileceksin kim kimin necisi…
Ya bardağın boş yanına takacaksın kafayı
Ya da karalayacaksın her güzel manzarayı

Eyyamcı ve yağcı,
Ya bölücü olacaksın ya durumcu
Ardına takacaksın bir yığın ordu
Ya kalpazan ya hırsız
Ya da dünyanın merkezine oturup
Güleceksin arsız arsız…

Ya sefâhet içinde keyf yapacak
Ya her gün bir köşede zar atacak
Ya da gizliden adım sayacaksın
Nefret ve fitne ile kol kola
Vereceksin her durakta bir mola
Masumların ayağına kancalı çelme
Sonra güleceksin onlara enayi diye

Katacaksın aşkın içine bin bir çirkef
Hayvan ininde çatacaksın bir güzel keyf
Ya şarlatanlıkla edeceksin ibadet
Ya da sarhoş masasında şaraba iltifat…

Lay lay lom veya kem küm küme
Bırak, ot misali tükensin elindeki süre!
İnsan geldin ama boş ver batsın hepsi yere…!

Zor sanattır insan olmak;
Pak yürekten akça ışıklar saçmak
Kul hakkına değil, hakka tapmak
Zor zanaattır insan olmak
Yalansız riyasız yol almak…

Seçimin insanlıksa eğer, sür atını dikenli gül yoluna
Bir o yana bir bu yana, sakın gelme oyuna!
Mutluluk oyununda bu bir giz
Değildir zor ve esrarengiz
Baki kalan kubbeye hoş sadaları,
Gelin miras bırakalım biz…!

SOR BENİ KALEMİMDEN

Ulaşmıyor ellerim en yakın mesafeye
Nereye gidiyorsun, dur, ey çarem nereye?
Fikir koğuş, aşk hücre, bunca kelepçe niye?
Nefretim yok, kinim yok, sevgiye vurgunum ben
Kimsin dersen bilemem, sor beni kalemimden!

Hazanlı sızılara, hangi günahtı neden?
Damakta bal özüydü, ufuktan kaçıp giden
Yazık en yüce değer, ağlıyor yok sebepten
Ufukları basan sel, sorma beni kendimden
Kendim nerden bilecek? Sor beni kalemimden!

Gahi kızıl gahi mor, insanlık tenha yerde
Kırıklık var gönlümde; dehlizlerde, içerde
Dalmaya mahkûm gözler, neyi bekler seherde?
Yaprağımla budağım, sorma beni ismimden
İsmim nerden bilecek? Sor beni kalemimden!

Hüsran çölünde söndü, şafağın gülen gözü
Saman alevi miydi, gelip geçenin sözü?
Riya yalana tabi, menfaat soğuk yüzü
Vurgunu yiyen yıllar, hesap sorma resmimden
Resmim bezmiş kendinden, sor beni kalemimden!

Tahtımı kurmuşum ben, asmalı bir köprüye
Geçit vermezmiş meğer düşmeyince seviye!
Yazgıya boyun eğip, kendime oldum paye
Tarümar olan hesap, sorma beni cismimden!
Cismim nerden bilecek? Sor beni kalemimden

UYANDIK

Ömür mahzeninde uyurken
Bin umudun kucağında yıllandık
Eridi usul usul vadenin toy köpüğü
Boş kadehten bade içip arındık…
Başı karlı badireler aşarken;
Şaş bakışlı mehtaplara sarındık.

Ufuktan bir gün güneş doğdu,
Pek çok güne sis doldu
Bahar yoktu, onu şiirlerde aradık
Yürek düşkün, kalem müşküldü
Çapraz ateş hattında baygın kurşunlar attık.

Yosun kokan sevdanın efsununu kuşanıp
Pembe tablo döşedik düşlerin seherine
Gözleri âma, gönlü sâbi, hayalde hürdük
İnci mercan taşıdık sevginin seferine

Menzile varmak için, bağı çözük dizlerle
Kaç durakta kendimizi bekledik?
Her solukta indik bindiğimiz yerlerden
Ne kürekler çekti, omuzlar ah ederken!

Sığ sularda kaç kulaç alev aldı,
Onları biz gökte yıldız sandık
Yol tükenip uçurum görününce
Gafil uykulardan uyandık..!

BERRAK OLMALI YÜREK

İtimada dayalı muhabbet meclisinde,
Su katma pişmiş aşa, iki yüzle gülerek
Değerinden düşersen, gülüşün neye gerek
Mana yazmalı zaman, berrak olmalı yürek
Çizgide durmak için, mizanı bilmen gerek!

Sütten çıkan ak kaşık rolü, oynanmaz daim
Damla damla mutlaka küçülür kardan adam
Özüm bir kez kanarsa, sarılmaz asla yaram
Güven yazmalı zaman, billur olmalı yürek
Gönlümü vurmak için yalanı silmen gerek!

Öz bu, hileyi sezer; kirli kana geçit yok
Mahir ressamdır takvim, çizer an be an seni
Gönül gözü mercekli, rapor eder gölgeni
Şiir yazmalı zaman, edip olmalı yürek,
Vuslatı kurmak için sevgiyle gelmen gerek!

Anlattığın masala inanırsın sen ama
Saf olanın gözüne perde indirir sanma
Sevmediğin yüreğe sakın ola dokunma
Edep yazmalı zaman, nezih olmalı yürek,
Uğrunda solmak gönüne güven gerek!

ENGELLİ MİSİN

Engelli misin, sancımı görmeyen zaman?
Mora çalan bir bulut var ömrü solduran
Avut koynunda, ne olur beni de avut!
Gönlüm uyusa da, hüznüm uyumaz bir an

Sâfi yürekle has sevda doluydu heybem
Mevsim bitmeden, bak boynunu büktü neşem
Rüya gibiydi, nergisti, leylaktı, güldü;
Hani gönül dalında bağlı kalan busem?

Işıklar puslu, aynalar buğulu yine
Ufkumun rengi, döner mi eski haline?
Dünkü resimden griyi silmek isteyen
Bir arzu varki içimde yüceden yüce!

Dağıt gitsin şu is damlatan bulutları
Yâr yamacında, çözüversem sükûtları
Hayal olmasın, emel iklimine yağan;
İz düşümüdür, hüznümün son umutları.

Son perde için getir yüce kaf dağını
Durdur ineyim, geçmeden aşk durağını
Geriye kalan ak sayfam limelenmeden
Örer mi talih yine o muhteşem ağını?

ÖTESİ VAR MI BUNUN

Zehirli bir ok ile vursa bile ayrılık
Yürekler arasında yollar umuda açık
Varsın sussun lisanın, sükûtunu duyarım
Sesin sesimdir dedim, ötesi var mı bunun?
Kaynağı haktan gelir bende sevgi suyunun

Gülen gözümün ardı, gözyaşları dolsa da
Sabır entarilerim lime lime solsa da
Kirpiğimle dudağım, ıslak bükük olsa da
Derdin derdimdir dedim, ötesi var mı bunun?
Kaynağı haktan gelir bende sevgi huyunun

Bir kaderin okuyla yanan kimdi amansız?
Soluğa nefes değil hasret doldu dumansız
Göçük mevsimler geçti hesap şaştı zamansız
Nefsin nefsimdir dedim, ötesi var mı bunun?
Kaynağı haktan gelir bende sevgi suyunun

Damarımda kan gibi içimde dolanırken
Bir hüzün gölgesinde hasrete uyanırken
Yarınlar elin çekip hayaller bulanırken
Elin elimdir dedim, ötesi var mı bunun?
Kaynağı haktan gelir bende sevgi huyunun

YERE BATSIN BEKLEMEK

Aleviyle üşüten mehtap,
Bir damla suyun ketumu serap,
Bir bilsen şu kollar niçin yorgun,
Ve bedense bitap…
Anlar zemheri, nefesler kesik,
Her tebessüm biraz eksik…

Deli dalgalarla örülmüş zaman,
Her lâhza kurşun gibi can evime dökülür
Yüreğe dolanırken sevginin ipi,
Sabır çivileri çelik olsa sökülür

Sen, görünüp kaybolan uçuk
Ben, ufuklara uçurtma salan sabırsız çocuk
Anıların dokusunu doku da ilmek ilmek,
Şu kıvrılan yolları boğ artık,
Boğ ki, yere batsın beklemek!

Kabına dolamayan vade,
Sabahlara ağulu şerbet olur
Işıksız geçen her gece,
Yılanbaşı gibi ruhuma sokulur…

Uçurum kenarına kurulmuş ayar,
Erimeye mahkûmdur ateşi gören kar
Vuslata set çekti yalancı akit,
Lime lime artık geride kalan vakit..
Ey sükûta banmış vefası nakıs direk,
Şu kıvrılan yolları boğ artık,
Boğ ki, yere batsın beklemek!

You may also like

1 şərh

asuman soydan aatasayar 2013-01-20 - 12:44

Bir Azerbeycan sitesinde yayınlanmaktan şeref duydum…Kardeş toprağımızda, kardeş vatanımızda olmak gibi birşey… çok teşekkür ederim Değerli Soydaşım Namık Bey…tüm soydaşlarıma selam ve saygılarımla.

Cavab

Şərh yaz

Layihə haqqında

Sayt Azərbaycan Respublikasının Qeyri-Hökumət Təşkilatlarına Dövlət Dəstəyi Agentliyinin maliyyə yardımı ilə hazırlanmışdır.

Saytın məzmunu

Saytın məzmunu DGTYB İctimai Birliyinin cavabdehliyindədir, bu baxımdan saytın məzmunu Azərbaycan Respublikasının Qeyri-Hökumət Təşkilatlarına Dövlət Dəstəyi Agentliyinin mövqeyini əks etdirmir.

Bizim Yazı ©2022 – Bütün hüquqları qorunur.